#Sinsi
Yok kız orda hiçbişi yazmıyorum sinsi sinsi okuyorum sadece
October 12, 2026 at 4:37 PM
📌 Kendi ellerinle, sinsi emellerinle Halk TV’yi kayyuma teslim ettin.

Şimdi sus, otur yerine!😡😡😡😡😡😡
October 14, 2026 at 7:08 AM
Yağmuştan kazak aldım aşırı güzel geldi. Fav kazağım oldu anında🫠 BEYENELİM

www.instagram.com/lapluiebutik...

#reklamdeğiltavsiye diye ne olur ne olmaz burada da belirteyim. Aramızda sinsi kenafir falan vardır başımız yanmasın
October 13, 2026 at 11:56 AM
🇹🇷 Uykudan ter içinde uyanma kanser habercisi olabilir

#Türkiye #Haber #Gündem #Kanser #Uyku #Terleme #HalkTV
Uykudan ter içinde uyananlar büyük tehlikede: Sinsi sinsi ilerliyor
Uykuda sırılsıklam uyandıran gece terlemeleri ve dinlenmeyle geçmeyen yorgunluk, sinsi kanser türlerinin habercisi olabilir.
halktv.com.tr
October 12, 2026 at 5:26 PM
manifest lidya bana cok sinsi geliyo
October 6, 2026 at 7:36 PM
🇹🇷 Pilav zehiri sinsi şekilde sofralara yayıldı: Yıllardır zehir pişiriyormuşuz

#Türkiye #Haber #Gündem #Pilav #Zehir #Sofra #HalkTV
Pilavı kavurarak pişirenler yandı: Yıllardır zehir pişiriyormuşuz
Yıllardır pirinci kavurup suyunu çektirerek yaptığımız geleneksel pilav sofralara sinsi bir zehir taşıyor. Uzmanlar, tencereye hapsolan bu tehlikeyi büyük oranda yok eden pratik pişirme formülünü açıkladı.
halktv.com.tr
October 12, 2026 at 1:39 PM
sinsi bulduklarım var ama biraz da görüşüm olsun yani ihihihiiiii
October 6, 2026 at 12:15 PM
October 7, 2026 at 8:35 PM
Günaydın gönül dostları, günaydın gül kokulu çöp torbaları, günaydın ölçekli plastik maşrapalar, günaydın avucuna sıçıp bok fırlatan cono, günaydın korcan karar’la şok, günaydın henüz yemediği dayağa koşa koşa giden sinsi piç, günaydın kaptan, günaydın sevdiklerim, günaydın orospu çocukları, günayd
October 6, 2026 at 4:44 AM
Onu tanıdıktan sonra içimdeki tüm arkadaş edinme arzumu aldı götürdü, güzel bir arkadaş grubumun olması hayallerimi yıktı geçirdi. O kadar korkuyorum ki şimdi birisiyle arkadaşlık kurmaya acaba onun gibi biri midir diye ödüm kopuyor. Onun kadar sinsi ve içten pazarlıklı mıdır diye endişeleniyorum
October 9, 2026 at 10:34 AM
In ayazda kalmış bekçi yarrakları, günaydın cumanın farzları, günaydın abi mal gelecek park etme, günaydın zevkin veresiyesi olmaz, günaydın sikindirik kolonyalı mendil, günaydın akın akın kompela, günaydın sinsi orospu çocuğu, günaydın kimi raikkonen, günaydın hastane önündeki incir ağacı, günay
October 6, 2026 at 6:19 AM
YIPRANMAK | Gazete Kırküç share.google/orOwzoLNSbSs...
YIPRANMAK | Gazete KırküçYIPRANMAK – Gazete Kırküç
Yıpranmayan var mı? Çalışan mı, çalışmayan mı yıpranır? Cevap oldukça net: İşleyen demir paslanmaz… Perdeyi güneş, insanı sevdikleri yıpratır… Bu, hem maddesel hem duygusal dünyanın en sinsi yıpranma biçimi (görünmez erozyonu)… Perdenin güneş tarafından yıpratılması, çok doğal bir süreç… Güneş ışığı, hayat veren enerjinin kaynağıyken, aynı zamanda UV ışınları aracılığıyla malzemelerin kimyasal bağlarını yavaşça çözer… Yıpranma bir anda olmaz… Perde, her gün, sessizce gelen ışığı emer… Canlı olan renkler yavaş yavaş solar, kumaşın dokusu incelir ve lifler zayıflar… Perdeyi aydınlatan, içeriyi gösteren, ona işlevini veren şey, aynı zamanda onu tüketen kuvvet… Yıpranmak, dışarıdan gelen ve kaçınılmaz olan, ancak zamanla etkisini gösteren güçle olur…İnsanın sevdikleri tarafından yıpratılması da, çok daha karmaşık ve acı veren gerçek… Bu durum fiziksel değil, duygusal ve psikolojik bir aşınma… Sevdiklerimizle olan ilişkilerimiz, hayatımızdaki en büyük yatırımlar… Onlara koşulsuz bir güven, derin bir sevgi ve yüksek beklentiler yükleriz… Yıpranma nasıl mı olur? Yüklenilen yüksek beklentilerin karşılanmamasıyla olur… Yıpranmayı tetikleyen hâller: Hayâl kırıklıkları… Sevdiklerimizin verdikleri sözleri yerine getirmemeleri… Yanlış anlamalar… Bizi tanıyanların ve değer verdiğimiz kimselerin ilgisizlikleri… Savunmasızlığın bizde açtığı yaralar… Sürekli olarak yapılan eleştiriler… Duygusal manipülasyonlar… Önemsenmeme hissi… Karşılıksız yapılan fedakârlıklar… Güneşe karşı savunmasızdır perde… Kumaşın doğasıdır bu… İnsan da, böyle… En çok sevdiklerimizden gelecek darbelere karşı hazırlıksız ve savunmasız oluruz… Bu savunmasızlık, sevdiklerimizin sözlerinin ve eylemlerinin doğrudan kalbimize ulaşıp zarar vermesine neden olur… Bizi tanıyanlar, bizi daha çok incitirler… Perde, bir günde yıpranmaz, yıllar içinde solup yıpranır… İnsanın sevdikleri tarafından yıpratılması da bir anda olmaz; küçük, tekrarlayan incinmelerin birikimiyle olur… Yıpranmayı nasıl önleriz ya da azaltırız? Sınırları belirleyerek… Kalın ve kaliteli bir kumaş seçerek veya güneşli saatlerde panjuru kapatarak… Duygusal sınırlarımızı net bir şekilde belirleyerek… Olumsuzluklarda bile olumlu bir şey bularak… Kendimize egemen olarak… Her söze cevap vermeyerek… Her haksızlığı kişiliğinin merkezine koymayarak… Her kaybı hayatın sonu saymayarak… İnsanların davranışlarıyla iç huzurunu başkasına teslim etmeyerek… Kontrol edemediğini Allah’a havale ederek… Sabır ile pasifliği birbirine karıştırmayarak… Kalbi kin, öfke ve sürekli beklentiyle tüketmeyerek…Yıpranmak, insanlarla olan ilişkilerimizin uzunluğunu ve derinliğini gösterir… Solmuş bir perde, uzun yıllar boyunca evi aydınlattığını gösterir… İç dünyamızın yıpranması, büyük bir sevgi ve bağlılık yolculuğundan geçtiğini gösterir… Önemli olan; yıpranmanın bizi tüketmesine izin vermemek ve ondan deneyim olarak yararlanmak… Değişimi, yenilenmeyi seçmek… Yeri geldiğinde, perdeyi tamamen değiştirmek… Yıpratan bir ilişkiyi sürdürmemek… Yıpranmaya rağmen içimizdeki ışığı söndürmemek… Sosyal ve dijital medyada yıpranmaya mahâl vermemek… Dijital medyada sürekli açık kalarak, bildirimlere mâruz kalıp sözüm ona kusursuz hayatların aldatmacalarına kanmamak… Zihnimizin hiç kapanmayan bir bilgisayar gibi ısınmasına ve yavaşlamasına izin vermemek… Her şeye yetişerek, herkesi mutlu etmeye çalışarak yıpranmamak… Yıpranmalar karşısında çaresiz miyiz? Değiliz elbette… Mesele, yıpranmayı durdurmak değil, onunla nasıl başa çıkacağımızı bilmek ve gereğini yapmak… Bir kitabın yaprakları yıpranmışsa eğer, bu onun çok okunduğundan, çok sevildiğinden ve içindeki hikâyenin, bilginin değerli olduğundan… İnsan da öyle… Yıpranmışlık, olgunluk olmalı ki, ârif olabilelim, insan kalabilelim… Geçirdiğimiz her zorluk, bir sonraki için bizi biraz daha güçlü kılar, unutmayalım… Yıpranmış olan, sertleşir ve dayanıklı hâle gelir… Böylece, kendi yaralarımız, başkalarının yıpranmışlıklarını daha iyi görmemizi ve anlamamızı sağlar… Yıpranmak, kaçınılmaz; lâkin tükenmek farklı… Yıprandığımızda, kendimizi onarmalıyız ve yenilemek, yenilenmek için adımlar atmalıyız… Nasıl mı? Molalar vererek… Uzun yola çıkan bir arabanın periyodik molalar vermesi gibi… ‘Hayır’ diyebilmeyi becerelim ki, kendimize gelelim ve kendimiz olalım… Enerjimizi tüketen insanlardan ve durumlardan uzaklaşalım… İyisi mi, yıpranmayı tamamen olumsuz bir durum olarak görmeyelim… Yıpranmayı olgunlaşmanın gereği olarak kabul edelim ve kendimize egemen olalım… Yıpranalım ki, olgunlaşalım… Doğmak ve ölmek arasıdır yıpranmak… Yaşamaktır yıpranmak…Yıpranmak, çöküş değil, var olma uğraşı olmalı bizim için… Deniz kenarındaki bir çakıl taşını döven dalgalar misâli, yıpranmayı kendimizdeki çıkıntıların pürüzsüzleşmesine, sivri köşelerimizi törpülememize ve iyi bir karakter sahibi olmamıza neden bilelim… Hiç yıpranmamak ve kusursuz kalmak mümkün mü? Yıprandıkça daha özgün, daha derin ve daha bilge oluruz… Kadim medeniyetimizde yıpranmak; sabırdır, nefis terbiyesidir, erdemli yaşamaktır, akıl-izan-insaf-idrak-ilim-irfan-edep-terbiye sahibi olmak için bir vetiredir/süreçtir… Bu; İbn Sina’nın akıl vurgusudur Farabi’nin faziletli hayat anlayışıdır ve İbn Kayyim’in hilm sahibi olmak (yumuşak huyluluk, sabır göstermek, tahammül etmek, öfke anında kendini tutmak ve vakur olmak, gücü yettiği hâlde intikam almaktan kaçınmak) vurgusudur… Bir kumaşın sürtüne sürtüne incelmesi, bir taşın yıllar içinde suya teslim olması, bir ahşabın güneşte solması… Kumaş sağlamken fark edilmez; ancak yıllar geçtikçe, sürtünmeler arttıkça dokular gevşer, dikişler zayıflar… İnsanın içindeki sabır, güven, inanç ve hayâller gibi… Bir anda kopmazlar; önce biraz incelirler, sonunda bir gün dayanamaz hâle gelirler… Bu yüzden yıpranmak, ani bir çöküş değil; sessiz bir çözülmedir… Su ve taş ilişkisi, bir başka misâl… Su güçlü olduğu için değil, ısrar ettiği için kazanır… Taş da bir anda kırılmaz; yılların damlalarıyla yumuşar, eğilir, şekil değiştirir… İnsan da uzun süre aynı duyguların, aynı yüklerin, aynı baskıların altında kalınca, içindeki taş gibi sert sandığı yerler aşınır… Yıpranmak, sürekli maruz kalmanın etkisiyle olur… Ahşabın soluşu, görünmeyen yıpranma… Ahşap güneş altında kalınca, matlaşır, rengi solar, sonunda çatlaklar belirir… İnsan da böyle yıpranır… Önce yüzündeki gülümsemenin parlaklığı gider, sözleri kısalır, sonunda kalbinde yaralar oluşur… Psikolojideki yıpranma, mikro travma (duygusal aşınma)… Küçük gibi görünen lâkin tekrarlandıkça etkileri büyük olur, insanı son drece hassas yapar… Bir ipi sürekli germenin onu inceltmesi gibi… Kırılma anı, asıl sebep sanılır; hâlbuki o an, yıllardır birikmiş yıpranmanın sadece son halkasıdır… Yıpranmak, her zaman kayıp değil… Eşyanın eskimesi, onu zamanla değerli kılar… Bir kilimin eskitilmiş dokusu, bir kitabın sararmış sayfaları vb. her bir şey… Antika… İnsanın yıpranması, onu insanı-ı kâmil yapıyorsa, âlâ… İnsanın olgun hâle gelmesi; onu daha seçici yapar… Onu daha az yorar… Onun, her bir şeyi daha iyi anlamasını sağlar… Ona daha derinden sevmeyi öğretir… Yıpranmak, insana patina (yapının dış ve iç yüzeyine söz konusu eskimeyle eklenen katman) katar… Yapılan her şey, hepsi birer görüntü… İnsanda yıpranmak, çoğu zaman görünmeyen bölgelerde olur… Yıpranmak, böylesine bir süreç aslında… Yıpranmanın dile dökülen yıpranmayan tanımları: “Geniş giysi yıpranmaz, danışılmış bilgi yanılmaz.” (Atasözü)… “Cömertlik kadar kendi kendini yıpratan bir meziyet olamaz.” (Marcus Tullius Cicero)… “Yıpranmak paslanmaktan iyidir.” (Richard Cumberland)… “Korku, güvensizlik ve belirsizlik insanı gerçek şiddet kadar yıpratabilir.” (Daron Acemoğlu)… “Yıpranma sıklıkla enerjinin düşüncesizce harcanmasının bir sonucudur.” (James Allen)…Yıpranmak, insanın içinden geçen bir rüzgârın yıllarca aynı noktaya çarpması… Yıpranmak; ne fırtına gibi görünür, ne deprem gibi gürültü çıkarır… Yıpranmanın sonunda, her şey olup bittikten sonra, gerçek hasar ortaya çıkar… Yıpranmış olan şey yeniden onarılabilir, güçlendirilebilir, değer kazanabilir… Zira yıpranmak, yaşadığımızın kanıtıdır bir bakıma… Selam, sevgi ve saygılarımla… https://bit.ly/muzafferceven
share.google
October 10, 2026 at 4:08 AM
Ve buradan“insan kendisini yapar”fikrine geçiyoruz

Sartre'daki gibi yalnızca:
“Ben seçimlerimim”değil.
Gombrowicz biraz daha sinsi:
“Sen kendini yapıyorsun ama başkaları da seni yapıyor.”
Ben seni belli bir şekilde görüyorum.
Sen benim bakışımın içinde kendini belli bir şekilde görmeye başlıyorsun.
October 6, 2026 at 12:51 AM
1. Kod yazmayı bırakma.

Her şeyi ürettirirsen kod tabanın, yalnızca kodlama agent'larının hayatta kalabildiği bir çorak araziye döner. Sahipliğini kaybedersin.

İkinci sebep daha sinsi: Beceri, pratik yapılmazsa kaybolur. Buradaki risk özellikle yüksek çünkü işi agent'a devretmenin eşiği çok düşük.
October 5, 2026 at 6:03 PM
FlyDubai'ye ait bir uçakta yaşanan kaçırma girişiminin arkasındaki yardımcı pilotun, sinsi planını hayata geçirmek amacıyla uçağı Tel Aviv'deki Ben Gurion Havalimanı'na çarptırmayı kastettiği, soruşturmaya yakın kaynaklar tarafından iddia ediliyor; kaynaklar, söz konusu pilotun daha önce
October 5, 2026 at 5:10 PM
Sosyal medyada ya da Ekşi Sözlük gibi platformlarda sinsi bir şekilde bekleyip zamanı gelince laf sokan birileri var.

Bunların neredeyse tamamını bir şekilde bir yerlerde eleştirmişim daha önce. Arkitera Forum olur bir makale olur Twitter olur bu eleştiri platformu. Ama öyle.

Tam kabızlık hali.
October 4, 2026 at 6:13 PM
Kim bilir ne SİNSİ PLANLAR PEŞİNDE
October 3, 2026 at 9:56 AM
Mezarlarına tükürülesi gibi mi meselaa? 🫠🙃

x.com/mcirakoglu48...
mehmet çırakoğlu (@mcirakoglu48) on X
Dünyanın en sinsi/utanmaz ve ahlaksız topluluğu olarak HATIRLANACAKLAR.
x.com
October 2, 2026 at 2:32 PM
🌍 Dünyayı kurtarmaya çalışırken küresel ekonomiyi batırmak mı?

Avrupa Birliği'nin katı iklim politikaları, Ağustos 2026 itibarıyla "Yeşil Enflasyon" (Greenflation) adı verilen devasa bir finansal krize dönüştü!

Çevreci adımların sinsi faturası cebimizi nasıl vuruyor? 👇
October 2, 2026 at 2:12 PM
🗣️Numan Kurtulmuş: "Bizim en büyük sıkıntımız, aramızdaki gizli ve sinsi AKP'lilerdir!"
October 2, 2026 at 10:11 PM