#tersane
Murat Emir'den iktidara fon krizi tepkisi: "Bir tersane, bir damat, bir AKP'li ve 500 bin mağdur"
www.birgun.net/haber/murat-...
Murat Emir'den iktidara fon krizi tepkisi: "Bir tersane, bir damat, bir AKP'li ve 500 bin mağdur"
YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, fon krizinin merkezindeki Özata Denizcilik (ÖZATD) hisseleri üzerinden yürütülen organizasyona ve iktidara yakın isimlerin krizdeki rolüne tepki gösterdi. Yalo...
www.birgun.net
September 27, 2026 at 6:58 PM
ABD Donanması’nın tersane bütçesinde kara delik ydh.com.tr/d/45110/abd-...
September 27, 2026 at 6:24 PM
YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir'den yüzde 1289 değer kazanan tersane açıklaması: Hepiniz oradasınız be!
www.gazetepencere.com/siyaset/mura...
Murat Emir'den yüzde 1289 değer kazanan tersane açıklaması: Hepiniz oradasınız be!
Fon skandalıyla ilgili yeni bir iddia ortaya atan Murat Emir, 6 ayda yüzde 1289 değer kazanan bir tersanenin yönetim kurulunda Hazine ve Maliye Bakan Yardımcısı damadı ve eski Tuzla Belediye Başkanı'n...
www.gazetepencere.com
September 27, 2026 at 5:53 PM
DGD-SEN (Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası) üyesi Migros işçileri haklarını istiyor!

DGD-SEN Başkanı Neslihan Acar: “139 kilo kokain ile yakalanan herif yatmamış içeride, bize suç anlatılıyor burada.”
February 3, 2026 at 2:53 PM
Yunanistan'da etkisini sürdüren sıcak hava dalgası nedeniyle bugün 13.00-17.00 saatleri arasında inşaat, tersane ve kurye hizmetleri gibi açık alanda yapılan işlerde çalışma yasaklanmış.

İspanya'nın siesta saatleri var. Biz de kölelik düzene devam. 🙄
July 22, 2026 at 4:18 PM
‘Artık gözlerim işçilerin birliğini görmek istiyor!’

"Tersane işçilerine de, memleketteki diğer tüm işçilere de çağrım budur. Ben 15 yıllık tersane işçisiyim. Artık gözlerim bu işçilerin birliğini,… https://www.evrensel...
Mektup | ‘Artık gözlerim işçilerin birliğini görmek istiyor!’
‘Devlet müdahale etmezse Malatya kayısıcılığı çöker’ Acil önlem çağrısı: Üretmek ve yaşamak istiyoruz Kayseri’de 'Barajsız sendika, yasaksız grev, güvenceli iş' paneli düzenlendi Tuzla’dan bir tersane işçisi İstanbul Ülke olarak son yaşadığımız gelişmeler gösteriyor ki AKP’nin demokrasiyle, adaletle hiçbir işi kalmamış durumda. Artık istedikleri şey çok açık şekilde belli: Her şey kendi istedikleri gibi olsun, istediklerini yapsınlar, kimse de buna karışmasın istiyorlar. Ülkeyi getirdikleri vaziyet bu. Ama onlar böyle istiyor diye de böyle olacak diye bir kural yok. AKP’nin istediği olmasın diye, bunlar ülkede istedikleri gibi at koşturamasınlar diye mücadele edenler, bir şeyler yapan insanlar da var. Ama eylemleri takip ediyorum, videolarına bakıyorum. Bu sokağa çıkan kişilerin büyük çoğunluğu gençlerden oluşuyor. Halbuki bizim işçiler olarak da ses çıkarmamız, sokaklarda olmamız lazım. Tersanelerde on binlerce işçi çalışıyor. On binlerce işçiden çok değil, bin tanemiz bir gün yan yana gelip sokakları trafiğe kapatsak, işte o zaman bazı şeylerin önüne geçebiliriz. Ama bunu yapabilmemiz için de birbirimize güvenmemiz gerekiyor. Maalesef biz işçilerde de o yok. Birbirimize güvenmekte zorlanıyoruz. Şimdi 1 Mayıs yaklaşıyor. Baktığınız zaman, işçilerin kendi günü bugün. O zaman bizim de o günün anlamına uygun davranmamız gerekiyor. İşçiler olarak bir şeyler yapmamız gerekiyor. Hepimizin yaşadığı aynı dert. Yoksulluğumuz da bir, bunca hukuksuzluğun olduğu ülkemiz de bir. O zaman ayrışmamamız lazım. “O bu partiye oy verdi”, “Filanca kişi bu partiyi destekledi” diye birbirimize girmeden, birlikte yol almayı öğrenmemiz lazım. Tersane işçilerine de, memleketteki diğer tüm işçilere de çağrım budur. Ben 15 yıllık tersane işçisiyim. Artık gözlerim bu işçilerin birliğini, mücadelesini görmek istiyor.
www.evrensel.net
April 21, 2025 at 5:33 AM
Bugun gun icinde tersane istanbul’a gelene caramel macchiato ismarliyorum. Gun boyu cekim var :/
December 18, 2025 at 6:10 AM
Livorno gemi tersane sendikacılığının merkezi Futbol kulübü Adana Demirspor TCDD nin kardeş kulübü
The Physicians - Jazz in The Cellar [Livorno, Italy; Psyche Jazz-Rock / Themes](1973) Under the Pseudonym - is the Prog band Campo Di Marte 'Side-Project' led by axeman Enrico Rosa, main composer .
https://redd.it/1hv5c7o
https://youtu.be/XgWEvBvSSlw
The Physicians - Jazz in The Cellar [Livorno, Italy; Psyche Jazz-Rock / Themes](1973) Under the Pseudonym - is the Prog band Campo Di Marte 'Side-Project' led by axeman Enrico Rosa, main composer .
youtu.be
September 26, 2025 at 1:12 AM
DOK Gemi İş Sendikası'nın Sedef
Tersanesi'nde yürüttüğü sözleşmenin satışla sonuçlanması sonrası tersane
işçilerinin tepkisiyle karşılaştı.

Sedef Tersanesi işçilerinin yanında olmalıyız.

Örgütlenmeyen,işçiler,emekçiler kaybetmeye mahkumdur.
June 18, 2026 at 4:25 PM
'Hepiniz oradasınız be' diyerek isyan etti... YENİ Partili Emir'den yeni 'fon' iddiaları: 'Bir tersane, bir damat, bir bakan yardımcısı'🦋
jurnalist.tr/Home/Haberde...
September 28, 2026 at 7:03 AM
📰 🔴 SON DAKİKA: Almanya ile Hollandalı tersane arasında firkateyn krizi: 4.7 milyar euroluk talep

Kaynak: Sputnik Türkiye

#haber #sondakika #gündem #türkiye #dünya
🔴 SON DAKİKA: Almanya ile Hollandalı tersane arasında firkateyn krizi: 4.7 milyar euroluk talep
Almanya ile Hollandalı tersane arasında firkateyn krizi: 4.7 milyar euroluk talep
tinyurl.com
October 1, 2026 at 1:58 PM
Fener'den tersane ve Okmeydanı sırtları..
April 17, 2026 at 8:00 AM
Erol Eğrek cinayeti gölgesinde: Tersaneler, patronlar ve AKP

Erol Eğrek’in öldürülmesi, tersane işçilerinin gözünü açan ama hâlâ tümüyle dönüştüremediği sistematik bir gerçeği yeniden görünür… https://www.evrensel...
Erol Eğrek cinayeti gölgesinde: Tersaneler, patronlar ve AKP
Eren Yüceboy yuceboye@gmail.com Mahkeme kararına rağmen tazminatı 10 yıldır ödenmeyen ve tazminatını tekrar talep etmek üzere Çalık Holding önüne giden Erol Eğrek’in korumalar tarafından dövülerek öldürülmesi tersane işçileri arasında da tartışılan ve üzerine kafa yorulan bir mesele halini aldı. Genel bir değerlendirmede bulunmak gerekirse denebilir ki; tersane işçilerinin ana gövdesi patron korumaları tarafından işlenen bu cinayet ve mevcut iktidar arasındaki bağıntının farkında. AKP’nin yetersiz gerçekleştirdiği denetimlerin iş cinayetlerine davetiye çıkardığı, bir iş cinayeti yaşandıktan sonra da patronlara uygulanan cezasızlık politikası tersane işçilerinin malumu. Bu genelleşmiş fikir bir tersane işçisinin şu cümlesinde berraklaşıyor: “Biz burada hakkımızı aramak için yolu kapatıp yürüyüş yapsak devlet buraya yüzlerce polisini yığar. Ama patron işçinin hakkı olan tazminatını ödemeyince devlet sadece izliyor.” Ancak, azınlık da olsa aksi gibi düşünen işçiler de var. Yaşananın facia, suç, kötülük olduğunun bilincinde olmasına rağmen suç olarak tanımladığı şeyi sadece patronlar ile sınırlı gören ve onun iktidar ile olan bağıntısını reddeden işçiler de mevcut. Bu eğilimi de bir başka tersane işçisinin şu cümlesi ile somutlayabiliriz: “Patron bir suç işlediyse AKP ne yapsın? Her şeyde AKP’yi suçluyorsunuz.” Bu eğilim kendisini yalnızca Erol Eğrek’in öldürülmesinin akabinde yaşanan tartışmalarda göstermiş değil. Patronu suçlayan ama iktidarı kollayan benzer eğilimler tersane işçileri içerisinde sorun olarak tarif edilen herhangi bir meseleye dair sürdürülen her tartışmada kendini gösteriyor. “Patron yüzde 10 zam veriyorsa devlet ne yapsın?​” ya da “Sigortayı eksik yatırması patronun suçu. Devletin yapabileceği bir şey yok.” türevinde cümleler daha önce çokça işitilmiştir. Ana eğilim halinde değilse bile sıklıkla karşımıza çıkan bir eğilim olduğunu düşünürsek, bu eğilime cevap vermek, cevaplar aramak bir ihtiyaç. 23 yıllık iktidar pratiği içerisinde AKP bu eğilime cevap niteliğinde nice vukuat biriktirmiştir. Bugün cevabı tersanelerin kendi hikayesinde arayacağız. Sermaye ve devlet arasındaki sistemin doğasından kaynaklanan bağ bir yana, tersane patronları ve AKP arasındaki bağ daha derin, somut ve organik bir bağ halindedir. Bu bağ patronların işlediği bir suç mevzubahis olduğunda, iktidarı doğal bir suç ortağı haline dönüştüren yakınlıktadır. Tersanelerin ağır toplarından, piyasayı belirleyen şirketlerinden başlayalım... Sefine Tersanesi, genel kamuoyunda daha ziyade Kolin İnşaat adıyla bilinen ancak Kolin’i de kapsayan Koloğlu Holding’e bağlı bir işletme. Kolin İnşaat ve dolayısıyla Koloğlu Holding zaten “beşli çete” diye anılmakta ve AKP ile olan bağları tartışılmaz bir yerde durmaktadır. Teşvikler, vergi afları, peşkeş çekilen kamu ihaleleri bunu kanıtlar niteliktedir. Dolayısıyla, Sefine Tersanesi’nde yüksekten düşerek hayatını kaybeden 19 yaşındaki Yasin Demirdağ’ın yerde yatan bedenine ilk yardım müdahalesinde bulunmadan evvel, apar topar emniyet kemeri giydirmeye çalışan Sefine Tersanesi’nin patronları ne kadar suçluysa; AKP de o kadar suçlu bir noktadadır. Desan Tersanesi de son dönemde özellikle savunma sanayisi kapsamında almış olduğu kamu ihaleleri ile öne çıkıyor. Yakın dönemde Kocaeli Başiskele’de bulunan Atlas Tersanesi’ni de satın alan ve Romanya’da bir tersane daha satın alacağı konuşulan Desan Tersanesi’nin sahiplerinden biri eski bir AKP milletvekili olan Cengiz Kaptanoğlu. Kaptanoğlu ailesi Desan Tersanesi’ni onun milletvekili olduğu dönemi kapsayan 2006 yılında satın almış ve o günden bugüne tersaneler bölgesinin ağır toplarından biri haline getirecek düzeyde büyütmüştür. Bizzat AKP’nin iktidar hikayesiyle örtüşük ilerleyen bu palazlanma hikayesini gözetirsek; henüz 25 yaşındayken Desan Tersanesi’nde çalıştığı sırada elektrik akımına kapılarak hayatını kaybeden Serkan Çiçek’in ölümünden tersane sahipleri ne kadar sorumluysa, iktidar da o derece sorumludur. Örnekler başkaca tersaneler için de çoğaltılabilir: AKP’li yıllarda kar rekorları kıran Koç Holding’e bağlı RMK Tersanesi’nde yaşanan iş cinayetinden sonra aileye teklif edilen kan parasının, eski MHP milletvekili Ali Torlak’a ait Torlak Tersanesi’nde emniyet kemeri olmaksızın çalıştırıldığı için düşerek hayatını kaybeden Nurettin Bingöl’ün, MHP Tuzla Belediye Başkan Adaylığı da yapmış olan Adil Erkoç’un sahibi olduğu Ada Tersanesi’nde hayatını kaybeden Mehmet İncetepe’nin hikayesi; aynı zamanda AKP’nin 23 yıllık iktidarının da ortak hikayesidir. Bu yakın ilişki ve ortaklık söz konusu olmasa dahi, işlenen bir suç karşısında devletin önleyici/cezalandırıcı görevini yerine getirmiyor olması da yine suçun patronlarla sınırlı kalmayan bir şey olduğunun göstergesidir. Örneğin; sigorta priminin eksik yatırılması bir suçsa ve on binlerce tersane işçisi aynı suçun mağduru durumundaysa, bu suç bilinmez bir şey değilse ve herkesin bildiği çıplaklıkta bir gerçek halinde işleniyorsa; bu suça “dur” demeyen iktidar da aynı oranda suçlu çıkarılmalıdır. Sadede gelirsek, yine bugünün tartışmaları içerisinde bir tersane işçisinin kurduğu bir cümleye dikkat çekmek faydalı olabilir: “Bizim suçumuz. Biz birlik olmadığımız sürece daha çok öldürülürüz.” İşçilerin birlik olmaması, kendisini öldürülmesinin suçlularından biri kılmasa bile, bu birlik sağlanmadığı sürece iş cinayetlerinin ve türlü türlü hak gasplarının yaşanacağı açıktır. Patronların iktidarla kurduğu yakın ilişki ortada ve çıplak bir gerçektir. İşçilerin bu gerçeği yalnızca bilmesi değil; bu gerçekle hesaplaşmak, onu aşmak ve değiştirmek üzere mücadele etmesi esas ihtiyaçtır.
www.evrensel.net
May 17, 2025 at 7:14 AM
Istanbul Ignited by Slush'D returns to Rixos Tersane on 12–14 October, targeting 3,000+ attendees, 1,400 startups, and 600 investors.
Save What Matters
Curate Feeds | Make Collections | Customize Email Briefs
briefly.co
September 28, 2026 at 10:04 AM
Memlekete gidip gelmenin mevcut ekonomik koşulları içerisinde mümkün olmadığını, bu yüzden bayramı çalışarak geçireceğini söyleyen Tersane işçisi epey fazla.

Eren Yüceboy'un haberi | Tersane işçisinin bayram… https://www.evrensel...
Tersane işçisinin bayram değil, yoksulluk telaşı
Tersane işçilerinin WhatsApp gruplarının çok çeşitli işlevleri mevcuttur. Genellikle bu grupların birincil işlevi iş ve işçi arama platformları olarak kullanılıyor olmasıdır. Bunun yanı sıra, bu gruplar aynı zamanda bir ilan paylaşım platformları olarak da değerlendirilir. Satacağı ikinci el bir eşyası olan ya da memleketten getirttiği bir ürünü satmaya çalışan ve bu sayede ek gelir etmeye çalışan işçiler, paylaşımlarını bu gruplardan yaparlar. WhatsApp gruplarının ilan platformu işlevi görüyor olması yalnızca bir ürün paylaşımından da ibaret değildir. Aracıyla memlekete gidecek ya da memleketten tekrar İstanbul’a dönecek olan işçiler yolculuğun getirdiği maddi yükü pay edebilmek maksadıyla araçlarına başka yolcular ararlar. Bayramın yaklaşmasına yakın günlerde, WhatsApp gruplarının en sık başvurulan işlevi bu türden paylaşımlar oldu. Aracının kalkış yer ve saatini belirten mesajlar çokça paylaşıldı. Bayramdan evvelki son 2-3 gün içerisinde de Tuzla İçmeler Mahallesi’nin birçok noktasından içinde çok sayıda tersane işçisinin de olduğu minibüsler memleketlere doğru yola çıktı; Diyarbakır’a, Urfa’ya... Şüphesiz, aracına yolcu arayanın da bu gibi ilanlarda gördüğü araçlarda yolcu olarak yer alanlar için de bunun tercih ediliyor olmasının en temel sebebi, daha az masraflı olması. Urfa’ya gidecek bir işçi üzerinden örnek verecek olursak; otobüsle giderse 1500, uçakla giderse 9 bin lira civarında bir bilet ücreti vermesi gerektiğini görürüz. Ama sözünü ettiğimiz şekilde zaten Urfa’ya gidecek olan bir minibüsle gideyim derse 800 lira civarında bir ücretle bunu gerçekleştirebilir. Gitse masraf, kalsa masraf Memlekete gidişler çoktu. Ama elbette bunu tercih etmeyenler ya da edemeyenler de mevcuttu. “Bayram bizim neyimize?​” diye başlayan cümleler kuranlar ve devamında bayramda herhangi bir planı olmadığını sıralayanların sayısı da az değil elbette. Bunun sebebi de yine benzer ekonomik kaygılardan geçiyor. En az masraflı haliyle bile memlekete gidip gelmenin mevcut ekonomik koşulları içerisinde mümkün olmadığını ve bu yüzden bayramı çalışarak geçireceğini söyleyen işçiler epey fazla. Hatta, bırakalım şehir dışına bir yere gidip gitmemeyi; İstanbul içerisinde başka bir ilçeye gidip de biraz gezmekten dahi imtina eden işçiler var. Bunun sebebini bir tersane işçisinin yaptığı hesapta bulabiliriz: “Sadece Marmaray’a binsem, gidiş dönüş hiç değilse 100 lira. Gittiğin yerde oturup iki çay içeyim desen, üstüne bir de acıksan, karnımı doyurayım desen hiç değilse 700 liralık olursun. Bizim yevmiyenin yarısı.” Zam için bugünden mücadele Dolayısıyla, tek başına 2-3 günlük bir bayram arifesi görüntüsü bile tersane işçilerinin yaşam koşullarının zorluğunu ortaya koyacak yeni örnekler bulmamıza yetiyor. Bu durum, tersane işçileri için bayram sonrasından başlayarak göğüslemeleri gereken bir sorumluluğu da ortaya koyuyor: Yıl ortasında yevmiyelere zam yapılması için bugünden başlayan bir mücadele hattını örme sorumluluğu. Bayram dönüşünden itibaren sürecek bir ay, tersane işçileri açısından iki yollu bir ayrımı da ortaya koymuş olacak: Ya tersane patronlarının sıklıkla başvurduğu bir oyalama halinin neticesinde yevmiyelere zam yapılmaması veya çok az oranlarda zam yapılması ya da bunun böyle olacağını yıllardır deneyimlemiş tersane işçilerinin artık böyle olmaması için itiraz fişeğini yakarak mücadelede öne atılması.
www.evrensel.net
June 6, 2025 at 1:20 AM
TikTok'ta yüzüne taktığı çorabı çıkardığında madencileri andıran kapkara suratıyla tanınan Tersane İşçisi İzzet, "Çalıştığımız koşullar bilinsin istediğim için çekiyorum bu videoları"… https://www.evrensel...
Tersaneden videolar paylaşan İzzet: Çalıştığımız koşullar bilinsin istedim - Evrensel
TikTok'ta yüzüne taktığı çorabı çıkardığında madencileri andıran kapkara suratıyla tanınan Tersane İşçisi İzzet, "Ben bu koşullar görünsün istediğim için çekiyorum bu videoları" diyor.
www.evrensel.net
May 24, 2025 at 1:54 AM
Tersane,alanyaj
September 1, 2024 at 1:51 PM
'Zam yok, ‘Hintli işçi getiririm’ tehdidi var'

"Bizim tersane işçileri olarak verdikleri gözdağına, kanmamamız lazım. Birliğimizi kurmamız, patronların bu tehditleriyle toplu mücadele edebilmemiz gerekiyor."

✉️… https://www.evrensel...
February 18, 2025 at 1:26 AM
Tersanelerde cehennem sıcağı!

İşçiler güneşin altında, güneşten yanmış kızgın metalin üstünde ekmeğini kazanıyor. Elbette, bu durum önlem alınamaz değil. Ancak patronlar tercih etmiyor.

✒️ Eren Yüceboy'un haberi https://www.evrensel...
Tersanelerde cehennem sıcağı
Tersane işçilerinin çalışma koşullarının ne denli zor olduğu genel kabul gören bir durum. Yalnızca 2025 yılının bu vaktine kadar 6 tersane işçisinin iş cinayetinde hayatını kaybettiği verisi dahi, tek başına bu zorluğu kanıtlar düzeyde. Yaz aylarının ve haliyle kavurucu sıcakların gelmesiyle bu zor durum daha da katlanılmaz hale geldi. Tersane işçileri bir yandan güneşin bir yandan da onun ısıttığı metal yüzeyin yol açtığı sıcakların kıskacında ekmeğini kazanmaya çalışıyor. Elbette, bu durum önlem alınamaz, zorluğunun düzeyi zayıflatılamaz bir durum değil. Alınabilecek önlemler mevcuttur. Ancak, bu önlemler tersane patronları tarafından tercih edilmiyor. Alınabilecek en olası önlemlerden biri, bilhassa sıcaklığın tepe derecesini gördüğü saatlerde çalışılmamasını gözeten iş saati düzenlemesi olabilir. Ancak, iş saatinin buna uygun düzenlenmesi şöyle dursun, yaz aylarının gelmesi ve tersanelerde işlerin açılmasıyla birlikte çalışma saatleri hepten uzamış durumda. On iki yıllık Tersane İşçisi Suat bu durumu şu şekilde özetliyor: “Kış gelince soğuğun, yaz gelince de sıcağın en çekilmezi tersane işçilerini buluyor. Ama işçiler sıcakta mı çalışıyormuş, soğukta mı çalışıyormuş; patronlar buna bakmıyor. Kendi siparişinin derdindeler. Bu yüzden bir an önce işler bitsin de yetişsin istiyorlar. Mola sürelerinin uzatılması falan zaten hak getire. Onlara kalsa hiç mola vermeden çalışalım istiyorlar. Kışın işler durgunken biz fazla mesai diye yalvardığımızda fazla mesaiye bırakmıyorlardı bizi. Şimdi işler açıldı diye fazla mesaiye kalalım istiyorlar.” İşçi suyunu kendi getiriyor Sıcak havalarda çalışan kişiler için yeterli su takviyesi olmazsa olmaz bir ihtiyaç olarak sürekli vurgulanır. Haliyle, alınması zorunlu önlemlerden birisi olarak su ihtiyacının sürekli karşılanması gerekliliği de sıralanabilir. Ancak, tersane patronları işçilere içme suyu olanağını dahi çok görüyor. Sekiz yıldır tersanede çalışan 43 yaşındaki Montaj Ustası Veysel, su yetersizliğini şöyle açıklıyor: “Tersanelerin birçoğunda bildiğimiz içme suyu bile yok. İmkanı olan geceden iki bidonu dondurup sabahtan iki bidon dolusu buzla çalışmaya geliyor. Gün boyu da o suyu içiyor. Bazısının onu yapma imkanı da olmuyor. Susuz susuz çalışıyorlar koca gün.” Montaj Ustası Veysel’in yaz aylarında çalışmanın zorluğuna dair anlattıkları yalnızca su yetersizliği ile alakalı değil. Dahası da var: “Çok fazla duman var. Yeterince havalandırma da yok. Sıcakla birleşen duman insanı bitkin hale getiriyor. Benim tansiyonum ve nörolojik hastalıklarım var. Zor dayanıyorum. Beş tane davul fan var ama yetmiyor. Artırılması lazım. Biz işçiler olarak kendimiz önlem almaya çalışıyoruz. Ayrıca fan koymak için menholler hariç geminin iki üç yerine daha delikler açıyoruz. Bu şekilde başa çıkmaya çalışıyoruz.” Geminin içinde önlem yok Tersanelerde işin tanımına uygun koruyucu ekipman ve kıyafetin işçilere sağlanmaması yılın her döneminde şikayet edilen bir durum. Bu durum, yaz ayları boyunca da değişmiyor. İşçiler sıcaktan korunabilecekleri imkanları kendileri yaratmaya çalışıyor. Taşçılık yapan İbrahim bu durumu şu örnekle açıklıyor: “Geminin iç tarafında çalışıyorsan ne yaparsan yap önlem alamıyorsun zaten. Bazen sekiz metreküpü bulmayan, ayağa kalktığımızda kafanın tavana çarpacağı kadar dar yerlerde iş yapıyoruz. Bu yerler hep metalden. Gün boyu emiyor sıcağı. İçerisi cehennem sıcağı oluyor. Hiçbir önlem alındığı yok. Dışarıdaysan, o da zor elbet ama güneşten korunmanın yine bir yöntemini buluyorsun. Onu da patronların değil, senin sağlaman gerekiyor. Biz yanımıza ince çarşaf, bez getirip her yerimizi sarıyoruz. Öyle çalışıyoruz. Güneş yakıyor, yara yapıyor yoksa.” Alınabilecek önlemler varken neden alınmadığı sorusuna da cevap veriyor İbrahim: “Biraz da bizim saflığımızdan. Biz istemeyi bilmiyoruz. Patronlar bizi köle yerine koyuyor deyip onlara kızıyoruz. Ama biz de kendi köleliğimize razı geliyoruz. Tersanede kime sorsan ‘Hepimiz köle gibiyiz’ diyor. Ama kimseden de gık çıkmıyor. Bizden ses çıkmazsa patronlar biner tepemize. Önlem alası varsa bile almaz. Nasılsa isteyen yok diye düşünür adamlar.” Soruyu tersten sormak Sona gelirsek, İbrahim’in belirttiği duruma yeniden vurgu yapmakta fayda var. Tersane işçisinin neyi yapmadığı için bu koşullarla baş etmek zorunda kaldığını açıklayan İbrahim’in söylediklerini tersine çevirirsek, “Tersane işçileri ne yaparsa bu zorlukları aşabilir” sorusunun cevabına da varmış oluruz. Yalnızca mevcut durumdan şikayet etmek, ne yapılırsa yapılsın bu koşulların değişmeyeceğini düşünmek koşulları değiştirmediği gibi, “kölelik” olarak adlandırılan bu koşulların zeminini daha da güçlendirmeye ve onu kanıksanır bir hale getirmeye yarıyor. O halde, yalnızca şikayet eder değil ama onunla birlikte talep eder hale gelindiği ölçüde yaz aylarının yol açmış olduğu zorluk bir nebze de olsa aşılabilir. Gölgelik alanların artırılması, iş saatlerinin düzenlenmesi, yeterli su temini gibi talepler gayet de karşılanabilir, talep edildiği oranda kazanılabilir haklar olarak tersane işçilerinin önünde duruyor. Tersanelerdeki bütün bir patron sömürüsünü ortadan kaldırmanın imkanı mücadelenin mevcut düzeyiyle bugünden mümkün görünmüyorsa bile, bu taleplerin kazanılması gayet gerçekçi ve akılcı bir zemine sahip.
www.evrensel.net
August 3, 2025 at 5:55 AM
Tersane işçileri gün geçtikçe yoksullaşıyor: İhtiyaç sıradan insanların birliği!

Eren Yüceboy'un haberi https://www.evrensel...
Tersane işçileri gün geçtikçe yoksullaşıyor: İhtiyaç sıradan insanların birliği
“Biz mücadele etmediğimiz sürece her şey boş. Hiçbir şeyin düzeleceği yok” “Giyecek donun yok, mücadele diyorsun. Hangi mücadeleden bahsediyorsun?​” Yılın ortasına gelinmesiyle birlikte Tuzla tersaneleri içerisinde yevmiyelere ara zam talebine ilişkin süregelen tartışmalar sırasında iki tersane işçisinin diyaloğundan bir kesit yukarıdaki satırlar. Ancak alelade, öncesiz ve sonrasız, rastgele söylenmiş bir cümle olarak ele alınmaması gerekiyor. Zira, yalnızca bu sohbet esnasında söylenmiş herhangi bir cümleye değil; uzun zamandır yaygın şekilde karşılaşılan bir eğilime işaret ediyor. Yukarıdaki satırlar, bir tersane işçisinin ağzından çıkmış olsa dahi, birçok tersane işçisinin ortak eğiliminin cisimleştiği bir cümle olarak karşımızda duruyor. Mücadele etme ihtiyacı, mücadele etmeksizin hakların kazanılamayacağı, geçinebilecek bir ücretin mümkün olamayacağı hemen her tersane işçisinin ortak malumu. Ama mücadele etmek her ne kadar bir gereklilik olarak tarif edilse de bu gerekliliği hayata geçirme konusunda maruz kalınan kimi engeller de var. O engellerden birisi de yoksulluğun yol açtığı doğal bir sonuç olarak aşırı borçlanma, borcu borçla kapama, sürekli bir ay geriden gelen maddi imkana sahip olma vs. Bir kısır döngü Tersanelerde işlerin düne nazaran daha durgun olmasının bir sonucu olarak işten atmalar da düne göre daha yaygınlaşmış durumda. Kitlesel, gruplar halinde bir işten çıkarma furyası henüz olmasa da tersane patronlarının bir işçiden “vazgeçebilme” eşiği düşmüş durumda. Haliyle, işçiler mücadeleye atıldıkları ve haklarını aradıkları bir koşulda işten atılma endişesini dünden daha fazla yaşar vaziyette. Bu endişe ise işçilerin mücadelenin bir parçası olma konusunda önlerindeki engellerden biri olarak duruyor. Başka bir tersane işçisinin kurmuş olduğu şu cümle, bu eğilimin daha da somutlaşması konusunda fayda sağlayabilir: “Biz bir ay gemiye çıkmasak patronlar dize gelir diyoruz ama patron beni bir ay işten çıkaracak olsa ben de dize gelirim. Borçlar beklemez. Bir ay maaş alamazsam geçinemem.” Yani kabaca ifade etmek gerekirse “Mücadele etmezsek istediğimiz ücreti alamayız” ve “Mücadele edersek de işsiz kalırsak borçları ödeyemez hale geliriz” gibi birbirinin sebebi ve sonucu olan bir kısır döngüden söz edebiliriz. Peki, bu döngüden çıkışın imkanı ve bu koşullar altında mücadeleye atılmanın ihtiyacı nerede yatmaktadır? Her dönem bir öncekini aratıyor Tersane işçilerinin düne nazaran yoksullaşmış olması tek seferde gerçekleşmiş bir durum değil. AKP’nin ekonomi politikalarıyla iz düşümlü ilerleyen uzun erimli bir sürecin sonucunda yaşanan bir yoksullaşma hali ortada duruyor. Ve bu süreç henüz tamamlanmış bir süreç de değil. Günden güne derinleşerek devam ediyor. Son iki yılda yevmiyelere yapılan zam oranlarını ele alalım. 2023 yılının sonunda asgari ücrete yüzde 49 oranında zam yapılmış, buna karşın tersanelerdeki ücret zammı oranları yüzde 20-30 aralığında seyretmişti. Bu yıl için asgari ücrete yapılan zam oranı ise yüzde 30’du ve bunun tersanedeki ücret zamlarına yansıması yüzde 10-20 aralığına sıkışan oranlar oldu. Her yıl bir öncekinden daha düşük oranda ilerleyen ve her seferinde enflasyon altında ezilen yevmiye zamları tersane işçisini günden güne, yıldan yıla yoksullaştırmaya devam ediyor. Yani denebilir ki sadece bugünkü yoksulluğun kendisine değil, bir bütün olarak yoksullaşma sürecine itiraz etmek, onun önünü almak gerekiyor. Çünkü hal, vaziyet bu şekilde ilerlediği sürece, bugün “Maaşlar borçları bir ay geriden takip ediyor” diyen tersane işçileri için bu koşul da ortadan kalkacak ve maaşlar borçları iki üç ay geriden gelecek şekilde takip etmeye başlayacak. Esaslı bir ek zam mücadelesinin parçası olmamak, bugün yaşadığımız kaygıların yarın daha da derinleşmesine yol açacaksa eğer; sırf bu sebep bile acil bir mücadelenin zorunluluğunu ortaya çıkarıyor. Denklem nasıl kurulacak? Ayrıca “Mücadele edersem işsiz kalırım” kaygısı dahi -her ne kadar haklılıkları olan bir kaygı olsa da- esas olarak hâlâ mücadele etmeyi kişinin kendisiyle sınırlı gören, bireysel bir mücadelenin olası sonuçlarının yol açmış olduğu bir kaygı halinde. Mücadeleyi yanı başımızdaki çok sayıda işçi arkadaşımızla ortak sürdüreceğimiz bir süreç olarak ele almak bu noktada da ihtiyaçtır. Evet, tersane patronları için işçiler düne nazaran daha kolay “vazgeçilebilir” durumdadır. Ama bu tek tek ve herhangi bir işçi için geçerli bir durumdur. Patronlar elbette bunun gerçekleşmesini istemez ancak patronlar için hâlâ mücadeleye atılmış da olsalar örgütlü işçiler toplamı bir zorunluluk ve muhtaçlığa denk düşmektedir. Mücadele edilecekse bu da bireysel değil, örgütlü şekilde olmalıdır. Ve işten atılma gibi bir durumla karşılaşıldığında da o günün talebi, atılan işçilerin işe geri alınması talebini de kapsayacak şekilde genişletilmelidir. Mücadele etmek, bir işçinin tek başına patronun karşısına dikilebilecek cesarete sahip olup olmadığı denklemi üzerinden ele alınmamalıdır. Böylesi bir ele alış biçimi işçileri kendi içerisinde “Kovulmayı göze almış cesurlar” ve “Bundan çekinen korkaklar” ikiliğine bölmektedir. Bu hem yanı başımızdaki arkadaşımıza duyduğumuz güveni ortadan kaldıran hem de mücadeleyi kaybetme ihtimalini baştan kabullenen bir tutum olacaktır ve kabul edilmemelidir. Tersane işçilerinin “cesur” kahramanlara değil; birbirinden güç alan ve bu sayede ortak kahramanlıklara kalkışabilecek olan “sıradan” insanların birliğine ihtiyacı vardır!
www.evrensel.net
June 18, 2025 at 1:26 AM
"Türk-İş Kartal’a, DİSK Kadıköy’e çağrı yapmış durumda. Bana sorarsanız bu ayrılıklar saçma."

Tuzla'dan bir tersane işçisi yazdı | Sendikacılar 1 Mayıs’ın anlamını bilmiyor mu? https://www.evrensel...
Sendikacılar 1 Mayıs’ın anlamını bilmiyor mu?
Tuzla’dan tersane işçisi Ben bir tersane işçisiyim, kaynakçıyım ancak bir süredir işsizim. Bunun sebebini söyleyerek başlayayım. Şubat-mart zamanı yevmiye zammı dönemi geldiğinde bizim taşeronun verdiği zam oranı yüzde 10 oldu. Düşünün bu devlet bile asgari ücrete yüzde 30 yapmış, tersanede taşeronlar onu bile reva görmüyor. Bu yüzde 10 zam demek yalnızca işçiye yoksulluğu reva görmek de değil. Bu zam, işçinin insanlığına, onuruna da bir hakaret. Ben bu hakareti kabul edemedim ve işten ayrıldım. Doğru olan bu değildi belki. Keşke daha fazla işçi arkadaşımla birlikte bir tepki koyabilseydik. Ama yapamadık. Maalesef bu durum sadece zam dönemleri için geçerli değil. Ortak tepki göstermemiz gereken birçok zamanda o tepkiyi gösteremiyoruz bir türlü. Şimdi 1 Mayıs yaklaşıyor. Bu 1 Mayıs’ta birlik olmamız gerektiğini düşünüyorum. Türk-İş Kartal’a, DİSK Kadıköy’e çağrı yapmış durumda. Bana sorarsanız bu ayrılıklar saçma. Birbirleriyle rekabet edip birbirlerine gövde gösterisi yapmak için mi ayrı yerlerde kutlama yapıyorlar? 1 Mayıs ne demek? Birlik demek. Daha sendikalar kendi aralarında birlik olup aynı yerde olamıyorlarsa demek sendikalar da 1 Mayıs’ın anlamını anlamamışlar. Ben kendi adıma diyebilirim ki iki elim kanda da olsa 1 Mayıs’ta alanda olacağım. Bütün işçilerin de 1 Mayıs kutlamalarına katılmaları gerektiğini düşünüyorum.
www.evrensel.net
April 29, 2025 at 1:35 AM
Bir İstanbul türküsüyle devam edelim. "Kasımpaşa kıyıları tersane,
Bir kız sevdim alimallah bir tane"
July 6, 2026 at 9:12 PM
YENİ Partili Emir'den yeni 'fon' iddiaları: 'Bir tersane, bir damat, bir bakan yardımcısı'
YENİ Parti Grup Başkanvekili Murat Emir, fon soruşturmasına ilişkin yaptığı açıklamada, Yalova'daki bir tersane şirketinin hisselerinde altı ayda yüzde bin 289'luk değer artışı yaşandığını ve fiili
September 27, 2026 at 6:03 PM